Teknoloji

Paylasim

Adsense Alternatifi Yerli Girişimler

Çoğu kişi web üzerinde geçirdiği zamanı bir şekilde paraya çevirmek istiyor.Bu durumda blog/site sahiplerinin ilk yönlendiği kaynak Google adsense oluyor.Ancak adsense’in katı kuralları nedeni ile pek çok yayıncı bir süre içinde ban yiyebiliyor.Bu durumda da yapacak iş farklı alternatiflere yönelmek oluyor.İşte size bir kaç yerli reklam alternatifi :

ReklamStore: Adsense benzeri text ve görsel reklamlar sunan reklamstore , türk blog camiasından da yeterince olumlu tepki aldı.Ödemeleri zamanında yapması ile takdir toplayan bir firma.Aylık 30 ytl’ye ulaşınca ödeme alabiliyorsunuz.

Nisan 7, 2008 Yazan: Acemi blogçu | Haber | , , | Yorum yapılmamış

Tıbbi Mantarlar

Canlı bilimi olarak adlandırılan ve canlılarla uğraş alanı bulan bilim dalına biyoloji adı verilmektedir.Biyoloji bilimi tarih içerisinde çok çeşitli ve ilkelden modern düzeye doğru bir gelişme gösteren bilimler toplamından oluşmuştur.Çok çeşitli diyorum,sadece sistematik bile kendi içerisinde taksonomik inceleme alanları ile birçok alt dala ayrılmış;olay sadece taksonomi ile bitmemiş,farmakoloji,embriyoloji,mikrobiyoloji,genetik vb Bu bilim dalları gibi bir çok alt dala ayrılmış ve bunların inceleme alanları ilkelden modern düzeye doğru olmuştur.

Canlı bilimi olarak adlandırılan ve canlılarla uğraş alanı bulan bilim dalına biyoloji adı verilmektedir.Biyoloji bilimi tarih içerisinde çok çeşitli ve ilkelden modern düzeye doğru bir gelişme gösteren bilimler toplamından oluşmuştur.Çok çeşitli diyorum,sadece sistematik bile kendi içerisinde taksonomik inceleme alanları ile birçok alt dala ayrılmış;olay sadece taksonomi ile bitmemiş,farmakoloji,embriyoloji,mikrobiyoloji,genetik vb Bu bilim dalları gibi bir çok alt dala ayrılmış ve bunların inceleme alanları ilkelden modern düzeye doğru olmuştur. İlkelden modern düzeye olmak zorunda zatenÖyle değil mi?Bir çok aletin gelişimi 16. yy dan itibaren olmamış mıdır?Teknik cihazların olmadığı yada ilkel sayılabilecek aletlerle ne yapılabilir?Bunlar sorgulandığı zaman sorunun cevabı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.İlkel olduğu bilim tarihi incelendiğinde de daha belirgin bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Yukarıda belirttiğim gibi,aletlerin gelişimi ile beraber,biyoloji bilimi de daha modern manada gelişim sahası içerisine girmiştir.Peki bu aletler sadece biyoloji bilimi ile meydana getirilmiş aletler midir?Tabi ki hayırBu aletlerin geliştirilme safhası içerisinde fizik,kimya,matematik gibi bir çok bilim dalından da istifade edilmiştir.Bu duruma göre biyoloji bilimi diğer bilim dalları ile de iç içedir diyebiliriz.Aslında doğru ama bir o kadar dar kapsamlı olan bu söylemi genişletmek istiyorum;bütün bilim dalları bir biri ile iç içedir deme ihtiyacını kendi içimde hissediyorum Biyoloji biliminin alt dalları olduğunu ifade etmiştimBu alt dallardan birisi de mikrobiyoloji adı verilen bilim dalıdır.Basit bir tanımlama ile ifade edersek,mikrobiyoloji, canlı organizmalarda parazit olarak yaşayan canlıların ve bu canlılar ile konak olan canlıların birbiri ile olan etkileşimlerini inceler diyebiliriz Mikrobiyoloji,parazit olarak yaşayan ve göz ile görülen bitten pireden tutunda;bakteri,virüs gibi gözle görülemeyen parazitler üzerinde de inceleme yapmaktadır.Bu incelemeyi yaparken,sadece bu canlılar değil,bu canlıların konakçı ile yani üzerinde yaşadığı canlılar ile olan ilişkilerine de eğilmektedir.

Mikrobiyolojinin incelediği bir sınıf ise mantarlar olup,bu mantarlar genel olarak gözle görülemeyen ve canlı organizmaya zarar veren tipte mantarlardır.Mantarların gözle görülenleri genel olarak hastalık yapmamakta,ancak amanita gibi mantarların yenmesi sonucu zehirlenmeler meydana gelmektedir ki;bu duruma misetismus adı verilmektedir. Mantarlar ökaryotik canlılar olup eşeyli veya eşeysiz üreyen türleri mevcuttur.Hücre duvarları vardır.Cryptococcus neoformans gibi mantarlarda ise kapsül bulunmaktadır.Hücre duvarlarının yapısında kitin,glukan ve manan yer almaktadır. Bazı mantarlar oda ısısında küf şeklinde,insan vücudunda ise maya şeklinde çoğalmaktadır.Bu tip mantarlara dimorfik mantarlar adı verilmektedir. Mantarların neden olduğu rahatsızlıklardan bir kısmını da irdelemeden edemiyeceğim. Bunlardan ilki nezle benzeri reaksiyona neden olmalarıdır.Bazı mantarların neden olduğu bu reaksiyonlar virüslerin neden olduğu nezleden daha uzun süreli ve daha ağırdır. Bazı mantarlar deri dışı yerlerde,örneğin saç,kıllar vb yerlerde rahatsızlıklara neden olur.

Bu tip mantarlara örnek olarak Malassezia furfur (yaptığı hastalık;pityriasis versicolor),Exophiala werneckii(yaptığı hastalık;tinea nigra) verilebilinir. Bazı mantarlar deride rahatsılıklara neden olabilir.Bu tip mantarlara örnek olarak Microsporum canis(yaptığı hastalık;tinea capitis) verilebilinir. Bu tip mantarların yanı sıra iç organlarda rahatsızlık veren mantarlarda vardır.Menenjit gibi rahatsızlıklara neden olabilen bu tip mantarlar ise daha çok vücudun zayıf kaldığı durumlarda etkilidirler. Mantarlardan korunmak için bazı tedbirler mevcuttur.Vücut hatlarının kuru tutlması,ayağın koruyucu bir ayakkabı ile kapatılması ve alerjen olunan şeylerden kaçınılması söylenebilir

Nisan 7, 2008 Yazan: Acemi blogçu | Bioteknoloji | , , , , , , | Yorum yapılmamış

Mor renk kanser ile mücadele ediyor !

Mor renk kanser ile mücadele ediyor ! Morun Gücü Bilim adamları Morun Kanser ile mücadele eden renk olduğunu söylüyor Mor, kırmızı ve mavi meyve ve sebzelere renk veren bileşenler olan Anthocyaninler kanser hücrelerinin büyüme hızını önemli miktarda yavaşlatabiliyorlar. Ohio Devlet Üniversitesinde gıda bilimi yardımcı profesörü olan Monica Giusti Bu besinler bir çok bileşen içerir ve bunların neler olduğunu ve hangilerinin sağlığa en çok faydası olduğunu henüz anlamaya başlıyoruz dedi.

Giusti ve çalışma arkadaşları bazı durumlarda, anthocyanin moleküllerinin yasısındaki hafif değişimlerin bu bileşenleri daha güçlü anti kanser ajanları haline getirdiğini buldular. Bulgular bilim adamlarını meyve ve sebzelerde tam olarak hangi özelliklerin onlara kansere karşı savaşma kapasitesini verdiğini belirlemeye bir adım daha yaklaştırıyor. Laboratuar kaplarında geliştirilen insan kolon kanseri hücreleri üzerindeki çalışmalarında, araştırmacılar çeşitli ürünlerden alınan anthocyanince zengin özlerin anti  kanser etkisini test ettiler.

Bu anthocyaninleri bazı ekzotik meyvelerden ve üzüm, turp, mor tahıl, çilek, mor havuç gibi diğer bitkilerden elde ettiler. Bitkiler aşırı koyu renkleri nedeniyle seçildiler ve bundan dolayı yüksek anthocyanin içeriyorlardı. Araştırmacılar kolon kanseri hücreleri içeren kaplara farklı özler eklediler. Her bir bileşenin tam kimyasal yapısını tayin etmek için yüksek  performanslı sıvı kromatografi  kütle spektrometri olarak adlandırılan analitik bir teknik kullandılar. Anthocyanin tedavisinden sonra kalan kanser hücrelerinin sayısını belirlemek için biyolojik testler yaptılar. Araştırmacılar kanser hücresi büyümesinin azaltmak için gerekli olan anthocyanin özü miktarının bitkiler arasında yüzde 50 değiştiğini buldular. Mor tahıldan (mısır) çıkarılan öz en güçlüsü idi, büyüme hızını yarıya düşürmek için en az kullanılan öz idi (14 mikrogram/mililitre ).

Çilek özü mor tahıl kadar güçlü idi. Turp en az güçlü olandı. Giusti Laboratuar kaplarında ya da bedenin içinde olsun, anthocyanince zengin tüm meyve ve sebzeler kolon kanseri hücrelerinin büyümesini yavaşlatabiliyor dedi. Laboratuar çalışmalarına ilave olarak, o ve çalışma arkadaşları turp ve siyah havuçtan elde edilen anthocyanin pigmentlerinin herhangi bir yerdeki kanser hücrelerinin büyümesini yüzde 50-80 yavaşlattığını buldu. Ancak mor tahıl (mısır) ve çilekten alınan pigmentler sadece kanser hücrelerinin büyümesini tamamen yavaşlatmadı, ayrıca kanser hücrelerinin yüzde 20 sini öldürdü, sağlıklı hücrelerde çok az etkisi oldu. Giusti, bu bulguları tamamlamanın basit yolları olabileceğini söyledi. Sentetik boyalar yerine doğal, anthocyanin bazlı gıda renklendiricileri kullanmak mümkün. Giusti, Doğada 600 den fazla farklı anthocyanin var dedi. GI alanında anthocyaninlerin konsantrasyonunun tamamen kimyasal yapılarından etkilendiğini biliyorken, bedenin bu farklı yapıları nasıl absorbladığını ve kullandığını henüz yeni anlamaya başlıyoruz

Nisan 7, 2008 Yazan: Acemi blogçu | Bioteknoloji | , , , , , | Yorum yapılmamış

Hafıza Molekülü

Her gün beynimize beş duyu aracılığı ile bir yığın algı, etki,enformasyon, izlenim ve bilgi gelir. Bunlardan bazıları hatırlanır, bazıları ise unutulur gider. Unutulan verilerin bir kısmı duyulup anında unutulur, bir kısmı hazırlanılan bir sınavın başarılmasına kadar akılda tutulur, bir kısmı ise bir ömür boyu saklı kalır. Neden her veri yaşam süresince hatırlanamıyor? Şu an kendinizi dinleyip son bir ayda yaşadıklarınızı hatırlamaya çalışın. Bize enteresan gelen bilgiler, hoşlandığımız, beğendiğimiz yada aksine nefret ettiğimiz simalar, şaşırtan, kötü, can sıkıcı yahut özel anlarımız akla ilk gelen bilgilerdir. Tüm bu hatırlananların ortak özelliği verilerin duygularla boyanmasıdır. Önemli olan bizi bir şekilde çok etkilemiş olmasıdır. Sinir hücreleri olan sinapslarımız aracılığı beynimize ulaşan bilgiler elektrik akımı veya frekanssal titreşim formlarıyla tanınırlar. 10-15 saniye kadar süren impulslar daha sonra kesilir. Ulaşan impulslar beyin hücrelerini tetikler, eklenebileceği bağlantıyı araştırıp bağlantı kurar. Beyinde bilgiler puzzle’ın parçaları gibi belli bağlantılarla şifrelenir. Yeni bilgi beyinde bağlantı yapabileceği ilgili bilgiyi arar. Eğer ulaşan bilgi daha önceden yer etmiş bilgilerle bir çağrışıma giremiyor yada bir merak ve ilgi uyandırmıyorsa yararsız bilgi adıyla etiketlenip dışarı atılır. Bilmediğimiz lisanda duyduğumuz konuşmalar, telefon numaraları gibi bilgiler çok kısa süre içinde unutulur. Bir kulağımızdan girip diğer kulağımızdan çıkması misali çok kısa sürede unutulan bilgilerdir.

Beyinde indikatör görevi gören bu tarz impulslar bizde ani reaksiyonların oluşmasına neden olmaktadır. Trafik lambasının kırmızı yanması, karşıdan karşıya geçerken hızla üzerimize gelen arabanın korna çalması alıcı duyuları uyarır ve beyine impuls gönderir ve o an biyolojik bedende ani reaksiyonlar oluşturur. Hemen akabinde bizlerin hayati kararlar almasına imkan sağlar. Bu tarz algıların beynin korteksinde değerlendirilip,cevaplandırılmaları çok zaman alır ve tepki gecikir. Her türlü hareketin kortekste denetlenip, kontrolden geçmesi  şarttır. Beynin buna karşı geliştirdiği yol tüm hareketlerin beyinde önceden programlanıp, kesin şeklini alması ve giderek otomatikleşmesidir.

Düşünen beyin diye tanımlayacağımız beynin korteks tabakası beş duyu organından gelen verileri değerlendirir ve bilinçli cevaplar verir. Otomatik (motor) hareketlerde enformasyonlar kortekse uğramadan direk sinir hücrelerine iletilir. Nöronlar sinir sistemi üzerinden taşınarak kaslara iletilir ve davranış ortaya konulur.

Alışkanlık diye bilinen bu tarz davranışlar belli çalışmaların ardından kazanılan davranışlardır. Bir olay karşısında konulacak tepkinin veri datasından anında çekilip, yürürlüğe konulması, hareketlerde güveni, kesinliği ve yumuşaklığı beraberinde getirecektir. Beynin yükünü hafifletmesi yanında bir çok işin aynı anda yapılması avantajını sağlamaktadır. Trafiğin yoğun olduğu bir bölgede arabanızı sürerken, bir yandan arkadaşınız ile sohbet etmeniz öte yandan radyodan gelen melodi ile ritim tutmanız olağan bir hal almış, davranışlar zaman almaksızın kendiliğinden oluşmuştur. Bir gitarist eline gitarı aldığı zaman çalmaya başlar, elleri beyin gibi işler ve gitarın hangi perdesine basacağını düşünmez. Akışın başarısı ise, daha önceden yaptığı etütlerin ne kadar verimli bir şekilde çalıştığına bağlı olarak değişir.

Enformasyonların beyinde kalıcı bir şekilde kayıtlanması çağrışım yolu ile hafızadaki diğer enformasyonlarla birleştirilmesidir. Öğrenilen bilgilerin önceden edinilen bilgilerle bağlanması kalıcılığı sağlamaktadır. Soyut olarak anlatılan bu konunun bir yönü de hücre içersinde gerçekleşen kimyasal tepkimelerdir. Hepimizin adını sıkça duyduğu protein sentezi hafıza mekanizmasıyla yakından ilintilidir. Protein sentezi en kaba ifadesi ile DNA molekülündeki genlerin anlatım yaparak bir ürününü ortaya koymasıdır. Bu ürünler enzim, hormon gibi kompleks protein molekülleridir. Kan yolu ile gerekli bölgelere ulaştırılır.

Her hücrenin bir mikro hafızası vardır. Boyutu mikro olmasına rağmen ihtiva ettiği tüm yaşamsal bilgiler ile dev bir kütüphaneye benzetmek yanlış olmaz. Nesilden nesile aktarılan bu minik ama dev arşiv DNA molekülüdür. DNA molekülü ikili sarmal yapıya sahip ve başlıca dört kimyasal maddeden oluşur. (A-adenin,G-guanin,S-sitozin,T-timin) Bu dört harf üçerli kombinasyonlarla bir araya gelerek genetik kodonları meydana getirirler, bir diğer ifade ile genetik şifreyi oluştururlar.

Beyne gelen ilk uyarının gelmesi ve beyinde bağlantı araması olayını hücresel birimde incelersek beyin hücrelerindeki DNA molekülündeki genlerin, hızla taranması (search) anlamına gelmektedir. Bir anlamda internette kelime ile search yapma işlemi gibidir. Bir bulguya rastlanırsa size bunların adresleri öncelik sırasına göre sunulur. Beyin hücrelerinde de bu türden sonuçlar alınır ve çağrışımı en yoğun olan gen , impulslar ile uyarılır. Yapılan araştırmalarda sanılanın aksine, protein sentezi yapılacak DNA molekülünün ikili sarmal yapısının lokal bağların çözülüp, mRNA sentezi yaptığını göstermiştir. Bir fotoğrafın negatifi gibi DNA’daki mevcut genin negatif şablonu RNA molekülü olarak hazırlanır. Bu hazırlanma işlemine giriş ve hazırlık evresi ile enformasyon kısa süreli hafızaya geçmiş olur. İşlemin sonucunda oluşan RNA (Buna m-RNA adı verilir m=messager-mesaj) hücrenin çekirdek bölgesinden ayrılmak üzere harekete geçer. Bu hareketin start verildiği anda, bilgi, kısa süreli hafızadan uzun süreli hafızaya yönlenmiş olur. mRNA’ların protein sentezi merkezleri olan ribozomlara erişebilmeleri 20 dakikalık süre içinde gerçekleşmektedir. Bu süre zarfında şok edici bir olayın yaşaması sonucu güçlü bir impuls beyine varırsa, protein sentezi bu noktada kesintiye uğratılmış olur. Bunun sonucunda mRNA molekülü mevcut bilgisini protein molekülüne dönüştürmeden bozunuma uğrar.20 dakika içinde hatırlanan izler bir daha hiç hatırlanmamak üzere silinip gider. Trafik kazası geçiren bir insanın kaza anını şok geçirip o anı hatırlayamaması bu sebepledir.

Proteinlerin en küçük alt birimi olan amino asitlerin çeşitli sayı ve sıralarda yan yana gelip bir zincir oluşturması, protein moleküllerini yaratmaktadır. Protein sentezinde kullanılan insanlardaki aminoasit çeşidi 20dir. Alfabedeki harfler gibi aminoasitlerinde yan yana gelmeleri binlerce çeşit protein moleküllerini oluşturur. Algılanan impulsların uzun süreli hafızaya dönüştürülmesi enformasyonların protein moleküllerine dönüştürülmesi ile mümkündür. Enerji formunda olan bilgiler hafıza molekülleri adını verdiğimiz proteinlere dönüştürülür. Bu işlem ribozomlarda gerçekleştirilir. mRNA da üçlü genetik şifreye karşılık gelen aminoasitler ribozomda birbirlerine peptid bağları ile bağlanması sonucunda protein molekülleri oluşturulur.

Hatırlama anında, hücrenin uyarılması sonucu protein şeklinde saklanan bu enformasyonlar tekrar hafızaya çağrılır.

Uzun zamandan beri moleküler biyoloji uzmanları beyin hücreleri içinde yaşamın tüm izlerinin,algı ve anılarının, hatta önemsiz gibi görünen en ufak ayrıntı ve zayıf izlerin dahi tümüyle saklandığını ileri sürmektedirler. DNA bileşimlerinin üzerinde yer alan moleküller kendilerini ilgilendiren bir uyarı aldıklarında ,bulundukları yerden çözümleyerek, enzimler aracılığı ile yeni bir satır oluşturmaya gider yani yeni bir nükleotid sıralama içine girerler. Bu yönde değişim ile (mutasyon) bilgiler DNA üzerine yazılır Böylece nesiller boyu, bilgilerin aktarımı sağlanabilir.

Uzun süreli hafızaya işlenmiş bilgilerin istenildiği zaman hatırlanılmasını engelleyen baskılar mevcuttur. Sinapslar arası bağlantı bölgelerinde iletişimi sağlayan transmitterler mevcuttur. Uyarı sonucu bu maddenin bloke olması neticesinde beyinden bilgiler alınamadığı için bilindik bir şeyin hatırlanamaması sorunu ile karşılaşırız. Hipnoz sırasında baskılayıcı etkenlerin tümü ortadan  kalkar.

Yaşanmayan ve tanınmayan , yalnızca okunan yada duyulan bir bilgiyi öğrenmek daha güçtür. Gerçekten yaşanılan bir anın, duyu organları ile algılanması, bilgiyi içsel yaşantıya dönüştürür. Kısaca enformasyonlar ne kadar çok kanaldan beyne ulaşırsa o derece kolay hatırlanır, güç unutulur.

Nisan 7, 2008 Yazan: Acemi blogçu | Bioteknoloji | , , , , , , , , , , , | Yorum yapılmamış

Algıladıklarımız Hayal mi?

Evrenin boyutları karşısında çaresiz kalan insan, çözümü, çok defa, daha kolay bir yol olan doğmatizme kaymakla bulmuştur. Bunun sonucu olarak da ” O vardır ve var olacaktır; evrendeki her şey insan için yaratılmıştır; ne görüyorsak, ne algılıyorsak doğru olan odur” mantık silsilesiyle, bilimsel düşüncenin en önemli öğesi olan ”merak” duygusunu bastırmaya çalışmıştır.

Çeşitli kültürlerde değişik şekillerde ortaya çıkan öykülerle, bu merak duygusu bastırılmaya, insanlar geçici olarak mutlu edilmeye çalışılmış ve bunda uzun yıllar başarılı da olunmuştur.

Fakat doğmatik düşüncenin, yani bu tarihsel rahatlığın faturasının, doğaya ve pozitif bilimlere yabancılaşma gibi ağır bir bedelle ödendiğini, bu konuda yanlış yola girildiğini erken farkeden toplumlar, hızla tornistan edip, toplumları doğmatik düşüncelerden uzaklaştıracak yolları aramaya başlamışlardır.

Bunun ilk uygulaması olarak da her olayın ve oluşumun bir fiziksel ve kimyasal açıklaması olması gerekeceği düşüncesine ulaşmışlardır. Bu aşamayı yapmış toplumlar gelişmiş ve kalkınmış sanayi toplumlarına dönüşebilmiştir, yapamayanlar ise eski öykülerle avunmalarını sürdürmüşlerdir. Doğal olarak bu gecikmenin ve vurdumduymazlığın bedelini ödeyerek…

Bugüne kadar eğitildiğimiz ve yönlendirildiğimiz şekilde, yani, ” ne görüyorsak ne algılıyorsak doğrusu odur ve her şey bizim algılama ve düşünce sistemimizin yansıttığı şekildedir. ” gibi bir yaklaşımın doğru olduğunu var sayalım. Bunun için geçerli bir nedenimiz de vardır. Örneğin, dünyada belirli koşullar içinde evrimleşerek yaşayan insanlarda ve diğer canlılarda, karşılaştıkları koşulları algılayabilecek bir takım yapılar, yani, ”duyu organları” ve onlara verilecek tepkiyi saptayan bir takım değerlendirme merkezleri gelişmiştir. Bu algılama ve değerlendirmenin nasıl olduğunu basit bir gözlemle açıklamaya çalışalım:

Hareketsiz duran cisimler göz tarafından şekil ve belirli renk nitelikleriyle algılanırlar. Çünkü canlıların evrimsel gelişim süreci içersinde, hareketsiz cisimlerin renk ve şekil olarak algılanmasını öngören mekanizmalar gelişmiştir.

Sadece şekil ve renk olarak görülen böyle bir cisim, eğer, gittikçe artan frekanslarla titreştirilirse ( 20-40.000 titreşim/s.=Hz.), bu kez, kulak, ilk olarak bas, daha sonra tiz sesler duymaya başlayacaktır. Algılama gözden kulağa geçmiştir.

Bu cisim, daha doğrusu cismi oluşturan molekül ve atomların belirli parçaları daha hızlı titreştirildiği zaman (40.000-400.000 titreşim/s.) bu kez, derimiz, ısı algılamaya başlayacaktır. Titreşim daha da arttırıldığı zaman (400.000-650.000 titreşim/s.) göz, tekrar devreye girerek ilk olarak kırmızı daha sonra turuncu… ve en sonunda mor renkleri görmeye başlayacaktır.

Daha sonraki titreşimler (daha doğrusu dalgalar) bizde herhangi bir uyarı meydana getirmeyecektir. Bu spektrum belki değişik canlı grupları için biraz daha geniş ya da biraz daha dar olabilir. (Bal arılarının ultraviyole=morötesi ışınları görmesi; yarasaların ultrasonik= çok kısa ses dalgalarını algılaması gibi).

Bu sapmaları göz önüne almazsak, canlıların duyu organlarında belirli bir birlik ve benzerliğin olduğu açıktır. Canlıların tümü, maddenin değişik enerji düzeylerini, daha bilimsel bir tanımla, değişik frekanslı dalgaları, değişik algılar halinde belirlemektedir. Ama bu dalga profillerine baktığımızda, gerçekte, evrende ne gördüğümüz, daha doğrusu tanımladığımız gibi ışık, ne işittiğimiz ses ve ne de algıladığımız gibi bir sıcaklık mevcuttur. Yani, duyu organlarımız, dış çevre ile beyin arasında bizi yanıltmakta ve beyinde, kapsamı sınırlı yorumlara neden olmaktadır.

Bu ise, çevremizdeki ve evrendeki gerçekleri tam anlamıyla anlamamıza engel olmaktadır. Eğer, biz, ileride evrenin sırlarına ve temel yapısına gerçek anlamda erişmek istiyorsak, ne gariptir ki, beş duyunun dışında, en azından onların koşullandırmasından meydana gelen sınırlı yönlenmelerden kurtulmuş olarak, düşünmemiz gerekecektir.

Prof. Dr. Ali DEMİRSOY

Nisan 7, 2008 Yazan: Acemi blogçu | Bilgi | , | Yorum yapılmamış

Cep’ten internet hem hızlı hem de ucuz olacak

Bilgisayar şirketi İntel, geçen yıl Türk Telekom ile birlikte Wimax Ambulans Pilot Projesi’ni hayata geçirdi.

Türk Telekom’un Wimax lisanslarını vermeye başlamasıyla Türkiye’de birçok şeyin değişeceğini aktaran Haluk İlkdoğan, Alcatel’in hazırladığı Wimax 16e ürününün, GSM’den sonra en büyük teknoloji dalgasını oluşturmaya aday olduğunu söylüyor. Düşük fiyata ve güçlü bir kablosuz erişim imkânı sunan teknoloji sayesinde artık dizüstü bilgisayara takılacak bir kart sayesinde, yer değiştirilse bile sürekli internete takılı kalınabilecek. Ayrıca söz konusu teknoloji dizüstü bilgisayarla sınırlı kalmayarak, kullanıcılar wimax uyumlu cep telefonları sayesinde çok hızlı internet imkânı, VOIP ve video izleme şansı bulacak.

Önümüzdeki günlerde gündeme gelmeye hazırlanan wimax ile müşterilere yeni ürün modelleri sunacaklarını anlatan İlkdoğan, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Rekabetin daha da gelişmesi ile bu hizmetlerin ülkemizde hayata geçtiğini çok kısa zamanda göreceğiz. Biz Türkiye’de sabit şebekelerde lider konumdayız. Ve ana hedefimiz, sabit şebekelerdeki liderliğimizi devam ettirirken, mobil şebekelerde de büyümek. Nortel’in 3N birimini satın aldıktan sonra, dünyada gerçekleşen 16 ihalenin 8′ini kazandık. Bu başarıyı Türkiye’ye taşımak istiyoruz. Umarım Türkiye’de 3N başta olmak üzere, birçok projede yer alacağız.”

Nisan 7, 2008 Yazan: Acemi blogçu | Haber, teknoloji | , , , | Yorum yapılmamış

18 yaşındaki hackerin serveti 20 milyon dolardan fazla!

1.3 milyon kişinin banka hesaplarına girerek 20 milyon dolardan fazla bir servet edinen Yeni Zelandalı hacker Owen Thor Walker’ın (18), 5 yıl ya da daha fazla hapis yatabileceği bildirildi.

Uluslararası bir siber-suç şebekesinin lideri olmakla suçlanan Walker, dünya çapında banka ve kredi kartları bilgilerine ulaşarak bir servet oluşturmuş.

Davayla ilgilenen Hakim Arthur Tompkins, genç hacker Walker’ın nihai sonucunun açıklanacağı 28 Mayıs’a kadar nezarette tutulmasına karar verdi.

Walker, internetteki eylemlerini ‘AKILL’ takma adıyla gerçekleştiriyordu. Gencin polisle işbirliğini kabul ettiği ve siber-hırsızlığı nasıl yaptıklarını ayrıntılarıyla anlatmakta olduğu belirtiliyor. Eylemlerine henüz lisedeyken başlayan ‘AKILL’in son derece zeki ve becerikli olduğu belirtiliyor.

‘AKILL’ ve ekibi “botnet” adı verilen ve sahibinin bilgisi olmadan gizli kodlar yerleştirilmiş yüzbinlerce bilgisayardan oluşan bir ağı yönetiyordu. Olay, Amerikan Federal Araştırma Bürosu (FBI)’ın botnetlere karşı giriştiği operasyon çerçevesinde ortaya çıkarıldı.

Nisan 7, 2008 Yazan: Acemi blogçu | Haber | | Yorum yapılmamış

Babylon, Türkiye’de Koyuncu ile büyüyecek

Türkiye’de IT sektöründe pek çok prestijli markanın ürünlerini tüketiciyle buluşturan ve KOYUNCU Elektronik, online sözlük yazılımlarından Babylon ile Türkiye’deki stratejik işbirliği için el sıkıştı.

Babylon kullanıcıları 17 farklı dilde tam metin çevirisi yapabilirken, 50 farklı dilde kelime çevirisi yapabiliyor. Farklı meslek gruplarına göre farklı çözümler sunan Babylon, doktorlar, mühendisler, avukatlar gibi aklınıza gelebilecek tüm meslek grupları için spesifik kelimeler bulunduran sözlükler içeriyor. Programın en önemli özelliklerinden bir diğeri kullanıcıların kendi sözlüklerini oluşturabilmeleri. Kullanıcılar istedikleri taktirde bu sözlükleri Babylon internet sitesinde yayınlayabiliyorlar.

İşbirliği ile ilgili konuşan Koyuncu Elektronik yetkilileri, Türkiye’deki KOBİ’ler ve büyük şirketlerin farklı ülkelerle yürüttükleri ticaretlerin yoğunlaştığı bu dönemde iletişimi hızlandırmada büyük fayda sağlayacağını belittiler. Kolay kullanımı sayesinde kurumsal kullanıcılara iş akışını aksatmadan tek tıkla kelime ve metin çevirisi imkanı sunan Babylon, kullanıcıların sözlük ihtiyaçlarına eksiksiz olarak cevap veriyor.

Tüketiciler, çok kısa bir sürede geniş kitlelere ulaştırılması hedeflenen Babylon Programını, kendilerine en yakın satış noktalarından satın alabileceği gibi, Babylon Türkiye ve Koyuncu Elektronik işbirliğiyle oluşturulan internet sitesi üzerinden de edinebilirler. Babylon çeviri programının Türkiye’deki 200 bini aşan kullanıcı sayısının, 2009′un ilk çeyreğine kadar 500 bine ulaştırılması hedefleniyor.

Bir tıkla tam 17 dilde metin çevirisi :

Program, globalleşme sürecine girdiğimiz bu dönemde kullanıcının en büyük ihtiyaçlarından biri olan yabancı dilden metin çevirisi yapılabilmesine imkan veriyor.

Türkçe’den İngilizce’ye tek tıkla 17 dilde çeviri yapabilme imkanı veren Babylon 6 ile bu işlemi yaparken kopyala/yapıştır işlemine gerek duymazsınız. Çevirmek istediğiniz kelime, kelime öbeği ve metinleri bir tıkla çevirmek için, istediğiniz bir metin içindeki bir kelimeyi Babylon kombinasyonunu kullanarak tıklamanız yeterlidir. Babylon penceresi otomatik olarak açılır ve seçilen metnin çevirisi veya sözlük sonuçları bu pencerede gösterilir.
Ansiklopedi

Kullanıcı istek ve düşüncelerine gösterilen hassasiyetle oluşturulan Babylon’un 50′nin üzerinde dilde pek çok uzmanlık alanını kapsayan 1.200′den fazla ücretsiz sözlük ve ansiklopediden oluşan geniş kaynak listesini tarayarak pratik sonuç elde edebilirsiniz. Bu sözlükler kontrol edilebilir yapısıyla size özel bir kütüphane oluşturmanızı sağlar.

Yazım Alternatifleri İşlevi

Kullanıcı istek ve düşüncelerine gösterilen hassasiyetle oluşturulan Babylon 6, sıkça karşılaşılan yazım hatalarına ve ifade sorunlarına hızlı ve kolay bir çözüm getiriyor. İhtiyacınız olan kelimeyi tıklamanız ya da yazmanız yeterli. Babylon sizin için yazım kontrolü yapar, alternatif kelimeler ve anlamlarını sunar.

Bir Tıkla Wikipedia Sonuçları

Babylon’un bir tıkla sonuç almanızı sağlayan sezgisel teknolojisi sayesinde, 13 dilde 2.200.000′den fazla makalenin yer aldığı, çok dilli ansiklopedi Wikipedia’dan da sonuçlar alabilirsiniz. Bunun için ihtiyacınız olan terimi tıklamanız yeterli. Babylon, ilgili Wikipedia kaydını anında karşınıza getirecektir.

Bu özelliklerinin yanı sıra Babylon 6, pek çok dönüşüm işlemini kolayca gerçekleştirir.

Dönüşümler

Para birimi: Günlük olarak güncellenen döviz kuru bilgilerine göre para birimleri arasında dönüşüm işlemi yapar.
Zaman: Saat dilimlerine (GMT, PST) ya da yerel konuma (İngiltere, Los angeles) göre dünyanın farklı yerlerindeki saati belirler.
Ölçüler: Açı, alan, veri depolama, yoğunluk , enerji, kuvvet, mutfak ölçüleri, uzunluk, basınç, sıcaklık, zaman, tork, hız, hacim ve ağırlık gibi sıkça kullanılan ölçü birimlerinin eş değerlerini hesaplar.

Babylon programını kullanabilmek için Windows 2000/XP/Vista işletim sistemlerinin yüklü olması yeterlidir. Daha fazla bilgi ve destek konuları için

www.babylon.com

Nisan 7, 2008 Yazan: Acemi blogçu | yazılım | , , , | Yorum yapılmamış

KeePassX

KeePassX çoklu sistem desteği olan kullanıcı adı, parola, url vb. kişisel bilgileri saklayabileceğiniz bir koruma yazılımdir. Temelde iki adet anavtaja sahip olan yazılımın kullanıcıya sunduğu avantajlar sırası ile şöyledir. Çoklu sistem desteği olduğu için işletim sistemi farkı gözetilmeksizin her türlü PC’de çalıştırılmaya uygundur. İkincisi de taşınabilir bir uygulama olmasıdır. Yani dünyanın herhangi bir yerne harici harddisk ya da USB bellek içerisinde yanınızda götürebilirsiniz.

Programı indirmek için: http://www.keepassx.org

Nisan 7, 2008 Yazan: Acemi blogçu | yazılım | , | Yorum yapılmamış

Fedora 9′un Beta’sı Çıktı

Linux tabanlı işletim sistemi Fedora 9 beta sürümüyle kullanıcıların beğenisine sunuldu.

Uzun zamandır beklenen Linux tabanlı yeni işletim sistemi Fedora 9′un ilk Beta versiyonu, Final sürümündeki ki çoğu şeyi barındıracak. Beta versiyon yeni Kernel 2.6.25-rc5, GNOME 2.22, KDE 4.0.2 ve Firefox 3 Beta 5 içerdiği açıklananlar arasında. Final sürümün ise önümüzdeki bahar sonunda çıkması bekleniyor. Fedora 9, Beta 1′i indirmek için
http://fedoraproject.org/get-prerelease

Nisan 7, 2008 Yazan: Acemi blogçu | yazılım | , , , | Yorum yapılmamış